İranlı Tahrir el Şam mensubu ile röportaj


Bu röportaj, Long War Journal tarafından, Mevlevi Ebu Abdullah ile gerçekleştirilmiştir. Ebu Abdullah şu anda İdlib’de faal olan Tahrir el Şam Heyeti (HTŞ) bünyesindeki İranlılardan oluşturulan bir birlik olan "İran Ehli Sünnet Muhacirler Hareketi" içinde görev yapmaktadır. Röportaj internet üzerinden gerçekleştirilmiştir.
Röportaj birkaç sebepten dolayı ilgiyi hak etmektedir. Ebu Abdullah görev yaptığı birliğin "Türk, Kürt, Beluc gibi her milletten İranlılarda oluştuğunu", "arkadaşlarının hepsinin Suriye’ye İran’ın müttefiği Esed ile savaşmak için geldiğini" anlattı. Bağdadi’nin IŞİD’ine olan muhalefetlerini, HTŞ ve Hurras ed Din arasındaki ilişkileri ve İran’a bir gün geri dönme isteğini konuşuldu. Röportaj Mepa News okurları için tercüme edildi. Söz konusu röportajda kullanılan dil, akademik çalışmalara orijinal haliyle kaynaklık edebilmesi için olduğu gibi aktarıldı.
*
S: Lütfen kendinizi tanıtın ve bize Suriye’ye cihat etmek için hicret etmenizin altındaki nedenlerden bahsedin.
C: İsmim Mevlevi Ebu Abdullah. Bizler Suriye’ye Allah’ın Kuran’da şu ayetle emrettiği üzere “Size ne oluyor da, Allah yolunda ve 'Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver' diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz?” Suriye’ye hicret ettik. Amacımız her türlü kötülüğe maruz kalan mazlum insanlara ve çocuklara yardım etmektir. Kardeşlerimizin hepsi bu sebeple burada bulunmaktadır.

S: Suriye’ye nasıl geldiniz? Yolculuk sırasında karşılaştığınız zorluklardan bahseder misiniz?
C: Buraya nasıl geldiğimizi anlatması zor. Özellikle İran parası çok değersiz olduğu için gayet zor oldu. Yine de bütün zorluklara rağmen, Allah’ın yardımıyla kardeşlerimizden bazıları buraya ulaşmayı başardı. Bazılarının pasaportu vardı, bazısının da yoktu. Bazısı uçakla geldi bazısı da dağları aşarak. Herkesin yolculuğu hakkında aslında ayrı bir kitap yazılabilir. Sınırı geçen bazı kardeşlerimiz 15 saat boyunca nasıl karın içinde beklemek zorunda kaldıklarını anlattı. Ancak Allah’ın yardımıyla karşımıza çıkan bütün sorunları aşıp buraya gelmek bizim için kolaylaştı.

S: İranlı mücahitler neler yapmaktadır?
C: Kardeşlerimiz burada birçok görevde bulunmaktadır. Şeriat kuralları içinde elimizden gelen bütün yardımı yapıyoruz. Mesela, askeri meselelere destek oluyoruz ve memleketlerinden çıkmak zorunda bırakılan ve artık evleri olmayan mazlum insanlara yardım ediyoruz. Yani aslında hangi konuda olursa olsun, Allah’a hamdolsun ellerinden geldiği kadar yardıma koşan kardeşlerimiz var.

S: Organizasyonunuz bağımsız mı yoksa diğer gruplar veya yabancı devletlerin güdümünde misiniz?
C: Öncelikle belirteyim ki buraya gelen bütün kardeşlerimiz hicret etmek için geride sevdiklerini bıraktı. Eğer yabancı devletlerin sözü burada geçiyor olsaydı, şeriata aykırı şeyler isterlerdi ve bu da hayatın güzelliklerini arkalarında bırakıp buraya hicret eden kardeşlerimizin kabul etmeyeceği bir durum olurdu. Bir parçası olduğumuz organizasyonun bizim için ideal olduğunu ve herhangi bir yabancı devletle bağı olmadığını gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.

S: Özgür Suriye Ordusu (ÖSO), Ahrar el Şam ve muhalif gruplarla olan ilişkiniz nasıl?
C: Allah’ın bize bahşettiği bu topraklarda, ÖSO, Ahrar el Şam ve diğerleri gibi birçok farklı ideoloji ve düşüncelere sahip gruplar bulunuyor. Biz ilk günden beridir inandığımız her harekete katılım sağladık. Mesela, Beşar Esed’e karşı savaşmak için ÖSO ile bir dönem işbirliği yaptık. Bu sadece askeri manada bir işbirliği idi, ideoloji noktasında herkesin farklı fikirleri olabilir.
Genel olarak şöyle diyebilirim ki, bizler ailesini müdafaa etmek için eline silah almış herkesin yanındayız. Belki bazı sorunlarımız var ama bu normal bir durum. Özellikle büyük resme baktığınızda küçük meseleler önemini kaybediyor çünkü kafirleri ve İslam düşmanlarını mağlup etmek gibi ortada büyük bir hedef duruyor.

S: IŞİD olarak bilinen gruba karşı tavrınız nedir?
C: İlk başlarda herkes onların gerçekten halifeliğe sahip çıktığını düşündü ve bu yüzden de aralarında cihat ve hilafet makamı hakkında bilgisi az olanlarında bulunduğu dünyanın her yerinden insanı kendilerine çekmeyi başardılar. Ancak onların beraberinde getirdikleri yıkımı gördüğümüzde, mesela tekfir meselesini nasıl kullandıklarını, kendilerinden olmayanları gayrimüslim ilan etmelerini, insan hayatının onlar için önemli olmadığını gördüğümüzde bize bunun yanlış bir yol olduğu malum oldu. Bunun üzerine biz de, peygamberimizin hükmü çerçevesinde onların tekfirci ve cehennem köpekleri olduklarını ilan ettik.

S: Bizlere silah arkadaşlarınızdan biraz daha bahsedin. Mesela aralarından şehit olanlar var mı?
C: Allah’a hamdolsun, İran milletlerinin hepsinden Türk, Beluc, Kürt ve sahil kesimindeki halklardan kardeşlerimiz var. Hepsi tertemiz ve biz iman ediyoruz ki Allah böyle bir hediyeyi kalbinin derinliklerinden istemeyen hiç kimseye bahşetmez.
Şehitlerimize gelince: İranlı kardeşlerimiz Esed rejimine karşı verilen bütün savaşlarda yer aldı ve her bir savaşta şehitler verdik. Üç sene boyunca Nusret Cephesi ile beraber savaştığımız günlerden bu yana kardeşlerimiz ne yapılması gerekiyorsa onu yaptı. Bir operasyon sırasında, verilen görevi ifa ederken 7 kardeşimizi şehit verdik. Dört kardeşimizin naaşı rejimin eline düştü. Bugüne kadar hareketimiz toplamda 26 şehit verdi. Allah onları kabul etsin.

S: Silahlı gruplar arasında çatışmalar var ve bu çatışmalar medyada genellikle cihat yanlıları ile muhalifler ve Ahrar el Şam ve Ceyşul İslam gibi karışık gruplar arasında yaşanıyormuş olarak gösteriliyor. Siz hangi (ne tür bir) gruba mensupsunuz?
C: Bizler buraya Allah’ın izniyle İslam Halifeliği kurmaya geldik. Her bir kardeşim cihat için buradadır. Siz Ahrar el Şam ve Ceyşul İslam’ın amacının devrim ve cihat olduğunu ifade ettiniz ancak ben buna katılmıyorum. Başlarda öyleydiler. Ancak liderlerinin çoğunu kaybettiler, geri kalanlar da ne yazık ki daha fazla para kazanmanın peşine düştü. Bu iki grup, devrim yanlısı güçler içinde en iyi silahlara sahip olmalarına rağmen son 3-4 yıldaki hiçbir büyük operasyona iştirak etmedi. Bunun yerine ne yazık ki amacı İslam Halifeliğini diriltmek ve kafirleri mağlup etmek olan cihat yanlılarını hedef aldılar. Maalesef bu grupların ana amacı cihadı destekleyen grupları yok etmektir. Mesela Nusret Cephesi ve rejime aynı derecede düşmanlık yapmaktadırlar.

S: Hurras ed Din ve HTŞ’den ayrılmaları hakkındaki fikirleriniz nedir?
C: Bu konuda sadece Ebu Muhammed Cevlani ve Hurras ed Din ile görüşmeye giden heyetin dediklerinden alıntı yapabilirim. Hurras ed Din grubundan Cevlani'ye “Hurras ed-Din için ne dersin?” diye sorulmuş. Cevlani de “Sizler bizim kardeşimizsiniz ancak aşırıya kaçıyorsunuz” diye cevaplamış. Daha sonra Cevlani gruba “HTŞ için ne dersiniz?” diye sormuş. Onlar da “Sizler bizim kardeşimizsiniz ancak kusurlarınız var” diye cevap vermiş.
Bizimle Hurras ed Din arasında kardeşlik bağı vardır. HTŞ’den ayrılmaları ise kendi içtihatlarıdır ve kendi şahsi ihtiraslarına dayanmamaktadır. Ayrılmanın içtihadi bir meseleden ibaret olduğu çok açıktır.

S: Eğer Türkiye ve diğer gruplar HTŞ’yi saf dışı bırakmak için harekete geçerse, sizin buna yaklaşımınız ne olur? Silahlarınızı onlara doğrultur musunuz? Yoksa bunu onlarla savaşmak için bir neden olarak görmeyip diğer gruplarla bağımsız bir şekilde işbirliği yapmaya devam mı edersiniz?
C: Buna cevap vermek oldukça zor. Bizim amacımız sistemle harp etmektir. Allah böyle bir günü bize yaşatmasın ve (kardeşlerimizle savaşmak) kabusundan bizleri muhafaza etsin. Ancak eğer bir saldırıya uğrarsak, canımızı, şerefimizi ve hanemizi savunma hakkımız doğar. Burası açıktır. Bundan daha öte bir yol bizim için büyük ihtimalle uygun olmaz.

S: Sizin de bildiğiniz üzere, Suriye devriminin doğum yeri olan Dera rejimle ateşkes imzalayarak teslim oldu. Aynı zamanda Rusya ve rejim aynı senaryonun muhalifler ve mücahitlerin son kalesi olan İdlib’de de gerçekleşmesi gerektiğini konuşuyor.  Bölgenin geleceği hakkındaki fikirleriniz nelerdir ve hem taktiksel olarak hem de ekipman açısından olası bir savaşa hazır mısınız?
C: Şahsen ben, bütün grupların birleşmesi halinde İdlib’in düşmeyeceği kanaatindeyim. Ancak eğer dağılma olursa, gruplar topraklarını satıp herkes kendi çıkarlarını gözetirse, maalesef bu topraklar yok olacak ve Allah bize bahşettiği hediyeyi tekrar geri alacaktır. Bütün bu Sünni halk yok edilecektir ve bu az bir mesele değildir. Benim bildiğim kadarıyla belirli kararlar alındı, emirler yerlerine ulaştı ve Allah’ın izniyle, kaderde yazılı olan gerçekleşecektir.

S: Cevaplarınız için size teşekkür ediyoruz. Bu sayede insanlar durumunuz ve Suriyeli muhaliflerin safında savaşmaya gelen İranlı savaşçıların amaçları hakkında bilgi sahibi olmuş olacaklar.
C: Ben de size teşekkür ederim. Bu röportaj için minnettarım. İnşallah hepimiz doğru yollara gireriz. Ve buraya belli amaçlar için gelmiş olan kardeşlerimize Allah’ın bu yolda yardım edeceğini umuyorum. Umuyorum ki Allah bize Suriye’de işimiz bittikten sora İran’a dönüp orada İslamı tanıtmayı ve kafirleri mağlup etmeyi nasip eder.

Yorum Gönder

0 Yorumlar